408 saatlik şarkılar.
aylin aslım'ın ilk albümünde dört gün dört gece adlı bir şarkısı vardır. sözlerinin bir bölümü şöyle:
"dört gün dört gece ağladım ben
dört gün dört gece yağdı yağmur
yaşlarımı saydım içimden
hiç haber yok ki senden
artık gel neredeysen
bu uğursuz yağmur dursun"
aylim aslım'ın ilk albümünü çok severim. şarkıların melodileri çok güzeldir, elektronik falan fıstık. ama bu sözlerin ilgimi çeken yanı artık bu şarkının sözlerinin anlamını yitirmesi. bir yere kadar en azından.
bu şarkı yazıldığında cep telefonları türkiye'de o kadar moda değildi hatırladığım kadarıyla. albüm 2001'de çıktı gerçi ama büyük ihtimalle 1999'da falan yazılmıştır ki o zaman hatırladığım kadarıyla cep telefonları yeni yeni kullanıma girmişti türkiye'de.
böyle "haber alınamama" durumu artık çok daha az gerçekleşiyor (ne yazık ki). eskiden ulaşılamamak çok daha kolaymış. artık annen açık bırakmanı istiyor telefonunu; bu sefer eğer erkek / kız arkadaşınla konuşmamak için kapatamıyorsun bile. tamam acil olaylar için iyi bir şey ama o zaman hepimiz ölelim acil durum kalmasın diye yani (tamam ekstrem bir örnek ama bir adım diğerini getirir bu tip durumlarda).
bu ulaşılabilirlik batmıyor insanlara ya ben ona şaşıyorum. eskiden ne kadar daha anlamlıymış görüşebilmek, buluşabilmek. artık değeri azaldı çünkü istediğin zaman telefonunu açıp isimlerden birilerini bulabiliyorsun nasıl olsa çağıracak oraya buraya. iyi yanları da var ama "buluşma" fiilinin hissini, anlamını, yaklaşımını çok değiştirdiğine inanıyorum bu cep telefonlarının.
olsun. insanoğlu değişiyor. normaldir. ama demeye çalıştığım, teknoloji büyük bir ivmeyle gelişiyor ve bu tip medyatik teknoloji (?) insanlık için yeni bir şey. insanları, terimleri gereğinden çabuk değiştiriyormuş gibi hissediyorum. gereğinden çok ne demek bu durumda? insanlara zarar verecek derecede. teknolojiye sarılmış durumda insanlar ve teknolojinin iyi ve kötü yanlarını ayırıp ona göre hareket etmek yerine teknolojiye tamamen sarılmış durumdayız. bu gidişle bütün bu pesimistik bilim kurgu romanları (neuromancer, mindplayers, the shockwave rider - ben de yeni okumaya başladım) gerçeklik kazanacak.
eğer meraklıysanız bu tip konulara internetten cyberpunk ile ilgili makaleler veya ahmet'in mehmet'in fikirlerini okuyabilirsiniz. her ne kadar bilim kurgu romanları hoşuma gitmese de bu tarz bir bakış açısı bambaşka bir boyut kazandırıyor kitaplara.
(408 saatlik şarkılar pat cadigan'ın mindplayers kitabından.)




