<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/12274800?origin\x3dhttp://yogurtcuparki.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Çarşamba, Ekim 18, 2006

birkaç paragraflık bir döngü.


garip bir dünyada yaşıyoruz. daha doğrusu biz garipleştiriyoruz dünyayı. dengesiz, bilinçsiz, iyi kötü düşüncelerimizle. istediklerimizle hareketlerimiz uyuşmuyor. ne de hareketlerimizle istediklerimiz. bir kopukluk var. hem içimizde hem de başkalarıyla. biraz kendimizi tanıyamamaktan kaynaklanıyor.

kimse de beni suçlayamaz kendimi tanımıyorum diye. zor bir şey farkında olmak, kabullenmek ne istediğini. sonra fazla bencil olmaktan korkar kimisi, kimisi başaramamaktan.

ne istediğini bilmek büyük bir ayrıcalık. insanın kendiyle barışık olmasını sağlıyordur diye düşünüyorum - kendim bilmediğim için nasıl hissettireceğini de bilemiyorum. insanı bir şeyler yapmaya zorlar. bilmeyince de bir ondan bir bundan tadıp sağa sola böm böm bakıp olduğun yerde sayıklıyorsun. ya da bende oluyor. sonra bu durum beni rahatsız etmeye başlıyor.

üstüne işler karışıyor. hayat deniliyor, iş güç deniliyor, okul giriyor işin içine. dikkat edin "deniliyor" diyorum. ben hala farkında değilim ne yapıyorsam kendim için yaptığımın. umarım siz farkındasınızdır. sonunda kimsenin umrunda olmayınca ne yaptığınız, aradığınızda annenizi, heyecanla anlattığınızda, donuk birkaç geyik cümle duyunca kavrıyorsunuz. ya da kız arkadaşınız / eşiniz aynı şeyi yaptığında.

geçen gün bencillik üzerine bir girdi okudum. yine hatırlattı bana ne kadar bencil olduğumu, herkesin öyle olduğunu. özellikle ona buna kendi için yardımcı olanlar daha da gıcığıma gidiyor. bazıları farkında oluyorlar bazıları olmuyorlar.

nefret kusuyorum çünkü kendimi kötü hissediyorum düşündüklerimden dolayı. hep de düşünmüyorum bunları. ama arada bir geliyorlar. galiba hayatta önemli gördüğüm şeyler ters gidince böyle nefret kusar oluyorum insanlığa. bir türlü savunma mekanizması belki de.

önce sağlık diyorum, mutlu oluyorum. yaşıyoruz ya, karnımız tok ya, gerisi boş...

1 Comments:

At 6:00 ÖS, Blogger Eflatun said...

ne güzel yazmışsın can. Bende tam da bu zamanda nefret kusuyorum herşeye. Suçluyorum. Korkuyorum da bir yandan. Bencil miyim acaba diye. Çok sıkıcı bir durum. Bir derdim var ama ne olduğunu da bulamıyorum. Etrafa saldırmak sanırım tüm bildiğim. Bir de, son zamanlarda farkettim ki hepimiz sevgiye inanılmaz derece muhtacız. Sevgi dilencisi olmuşuz farkında değiliz. Diğer yandan da inanılmaz kuşkucuyuz. Elbet bunu destekleyen şeyler vardır. Sığınacak liman arama durumu hoş bir his vermiyor insana. Hoş, hiçbirşeye tutunmadan yaşamakta tanrıya özenmek oluyor bir yerde. Güçlü olmamız bekleniyor, bizde bu beklentiyi karşılamak için güçlü görünmeye çalışıyoruz. Ama güçlü kalkanımız gecekondudan dönme beş katlı bir bina misali. ömrünün uzunluğu kendi dışında ki herşeye dayanıyor. Garip değil mi?

 

Yorum Gönder

<< Home