ilahi isa; sen de olmasan...

dersin biri için isa'nın hayatını pek çok kere incil'den okuyup değişik filmlerde izlemek zorundayım şu aralar. hayatının önemli görülen kısmında olan olayların birinden bahsedeyim.
isa evinden uzaklarda gezip tozduktan ve arkasına birkaç kendine inanan insan taktıktan sonra onu takip edenlerle birlikte kendi köyüne geri dönmüş. köylülere mesajını vermeye çalışınca, onlara gerçek tanrı ve komşu sevgisini öğretmeye çalışınca çok sert bir tepkiyle karşılaşmış. kimse ona inanmamış; "bu çocuk marangoz'un oğlu değil mi? ne hakla böyle ben tanrının oğluyum diye konuşuyor? taşlayın şu herifi atın buradan!" diye tepki vermiş köydeki ahali.
isa'nın annesi ve ona inananlar şaşırmışlar. köylüleri ikna etmeye çalışmışlar ama nafile. isa'ya dönmüşler, isa da onlara demiş ki "merak etmeyin, normaldir... peygamberler asla kendi büyüdükleri yerde kabul edilmezler."
ön yargılı olmak, genellemek, arkadaşların hakkında her şeyi bildiğini zannetmek, inanmak istememek bunlar hep garipsemeleri ve kabullenememeleri beraberinde getiriyor.
(dine, tanrıya pek inanmam ama ilgimi çekti. bazı hikayeler, isa'nın zamanındaki yahudi otoritelerin iki yüzlü olmalarına ve allahın 10 emrini değişik durumları göz önünde bulundurmadan yerine getirdiklerine, "iyiliği" ve "sevgiyi" bu emirlerden önemsiz görmelerine kızması falan çok ilginç - günümüzün hukuk sistemini düşündürüyor mesela insana. tabii gidip de kadınları örtelim, mastürbasyon yapan kolu keselim gibi çıkarımlar da yapılabiliyor bazı insanlar tarafından... o ayrı. bir de pier paolo pasolini var; isa'nın hayatına marxist bir anlam vermiş. isa'nın hikayesini filme çekerek bir politik iddiada bulunmuş: "kimse marxism'in değerini bilmiyor." ne kadar haklıdır tartışılır.)
("aaa isa uzun saçlı değil miydi?" diyenlere: isa'nın neye benzediğini kimse bilmiyor, bilemez. uzun saçlı olarak bilinmesinin tarihi, sosyolojik ve sanatsal nedenleri var. "ona bakarsan adamın zenci olduğuna da inananlar var." neeeeyse.)




