<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/12274800?origin\x3dhttp://yogurtcuparki.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Pazartesi, Şubat 20, 2006

dikkat!

ben aslında dünden razıyım yalan söylemeye. sen bana sorsan can neden sen olmayacak işlerle uğraşıyorsun diye ben bulurum bir neden. sen bana sordugunda neden başkalarının dediklerini hiç dinlemediğimi ben sana dinlediğimi ve neyden bahsettiğini anlamadığımı söylemeye hazırım.

de ki: "can ben artik dayanamiyorum sana. dikkatini vermiyorsun hiç söylediklerime. dinle beni desem dinliyorum dersin. ama sanki dikkatini beş dakikadan fazla benim üzerimde veya söylediklerim üzerinde tutamayacakmışsın gibi geliyor. gibisi de fazla. dağılıp gidiyorsun. başka bir şeylerle uğraşmaya başlıyorsun. söylediklerimi dinlemiyorsun. dinlemiyorsun da değil. sanki dinleYEmiyorsun. bir şey tartışmaya kalksam sanki umrunda olmayacak gibi. ben dayanamıyorum artık buna. bir de hala kendini savunuyorsun."

ben de ardından hemen sana örnekler veririm seni dinlediğimi kanıtlayan. "şunu söylemiştim" derim "sen de böyle söylemiştin." neyden bahsettiğini zaten bildiğimi söyler seni bir çıkmaza sokarım. sen derdini anlatamadığını söylersin ve kendi kendini yersin. ben de senin haksız olduğunda karar kılarım.

(hikayedir. hayaldir. sinir bozukluklarıdır. monitöre dökülmüş halidir.)

Cumartesi, Şubat 18, 2006

sehir

gozlerini actigin anda nerede oldugunu bilmen her seyi degistiriyor. ne hissettigini, nasil davranacagini, kim oldugunu, soylediklerini. klavyen, odan, anahtarlarin, kapin, disaridaki arabalar, her sey farkli gorunuyor gozune. nerede oldugunu bilmediginde ne oldugunu bilmiyorum ama kalabalik bir sehirde oldugumu dusununce ben, her sey daha ilginc geliyor gozume. sehirden uzak oldugumu bilince de bayagi gorunuyor her sey.

mor ve otesi'nin sehir adli sarkisinin giris kismi gibi.

kocaman ve yetisilemez bir hizda.

Çarşamba, Şubat 01, 2006

vakit nakit mi ki?

her "kultur"un zaman gorusu farklidir. bana da "vakit nakittir" denildi. herhalde artik turkiye'de de vakit nakit oldu. eskiden nakit mi varmis (!) ? hem onu da gectim artik kredi karti donemi geldi. vakit kredi o zaman. geyik.

kulturumuz (kultur aslinda pek cok anlami olan bir kelime, nasil daha spesifik olabilirim bilemiyorum su anda - amerikalilar "for the lack of a better word" derler. bu da aklima insanlarin "bazi seyler ingilizce soyleyince daha bir cuk oturuyor" gibi iddialarini getirdi. katilmiyorum.) ortaya bir sey koymak ve zamani en iyi sekilde degerlendirmek uzerine kurulu. gunluk veya gelecegimiz icin kararlari hep buna gore veriyoruz. ani yasamak artik kulturumuzde yok. bir aralar var miydi onu da bilmiyorum.

bazilari da gecmise gore yasarlar. turkler bir yandan da boyledir. o yuzden bir cesit kafa karisikligi olusmus bizde. bir yandan tutturuyorlar gelenek gorenek diye ondan sonra vakit nakittir diyorlar, kisisel olun, tek basiniza butun yukleri kaldirabilin, kendi kendinizi motive edebilin diyorlar. yeni gencligin akrabalarindan uzaklasmasinin nedeni de bence bununla baglantili. eger sen bana surekli "kendi basinin caresine kendin bakacaksin," "vakit nakittir," "bos oturma bir seyler yap" dersen;

1) kendi caremin basina kendim bakabiliyorsam akrabalarima niye ihtiyacim olsun?
2) vakit nakitse neden bayramda gidip bos zamanimi ihtiyacim olmayan insanlarla gecireyim (guzel baklavalar disinda bir neden bulmak gerekiyor) ?

yani ben demiyorum ki insan hem cok hirsli olup ayni anda akrabalarini sevemez. ama bu degerle alakali. hirsli adam akrabalarini ziyaret ediyorsa bu onlari gercekten sevdigi, onlara deger verdigi anlamina gelmiyor. hayata bakis acisiyla ilgili bir sey.

bencillik ve hirs apayri seyler aslinda. ama bir sekilde birbirlerini korukluyor gibiler.

sonuc itibariyle ne yazik ki vakit nakit su devirde. ayni harikalar diyarindaki su kaplumbaga gibi (yoksa kurbaga miydi?) takmisiz boynumuza saatimizi, gec kaldik diyerekten kosturuyoruz etrafta. neye gec kaldigimizi bilmeden.

( farkindayim; soylediklerim birbirlerinden bagimsiz ve yazi genel olarak daginik. begenmeyen okumaz. her sey acik ve net olmak zorunda degil. hem belki bu sekilde okurken sadece bir seye odaklanmazsiniz da akliniza degisik degisik seyler gelir. yazinin burada gorevi size herhangi bir konudaki goruslerimi belirtmek olmaz da oyle bir dusunce yolculuguna cikartmak olur. aman yok derseniz de suraya alalim sizi: http://www.beethovenlives.net/index.asp )