<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/12274800?origin\x3dhttp://yogurtcuparki.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Perşembe, Ocak 26, 2006

binbir surat televizyon.

Ister inanin ister inanmayin Sadettin Teksoy (teksoygorevde.net) bizim bloklarda otururdu bir aralar. Hatta oglunu hatirlarim ben velet velet gezerdi ortalikta.

Sadettin Teksoy'u bosverelim simdi. Bu Samanyolu Televizyonunda gosterilen "Sir Kapisi" gibi programlari uzun sure izleyelim. Bir hafta boyunca her televizyonu actigimizda Samanyolu disinda bir sey izlemeyelim. Sonraki hafta da kanali hic beklenmedik bir anda MTV'ye cevirelim. "Made" mi istersiniz, Britney Spears'e benzemek isteyen whitetrash tipler mi istersiniz yoksa siyahi arkadaslarimizi ezen cibil cibil siyahi popolarin sallanmasindan olusan klipler izleyebilirsiniz.

Ekstrem ornekler bunlar. Amac da o zaten. Bilmem bilir misiniz; bazi Amerikalilarin ot icip kafayi bulunca yapmayi sevdikleri bir sey vardir. Eger ot icince edebiyat veya sinema bir sanattir muhabbeti yapmayan insanlarla ot iciyorsaniz ya otun ne kadar super oldugunu soyleyip dururlar ya da kesfettikleri bir takim oyunlar oynarlar. Bu oyunlar Milyoner (Monopoly oldurdu zaten Milyoner'i. Ya da enflasyon!) turunde olup zaten vakit kavramini sasirmis beynin kendini zaman ve bir cesit eglence icerisinde kaybetmesine neden olur.

Ama bazi oyunlarla karsima cikmislardir ki takdir etmek isterim. Mesela Beatles, Radiohead ve Pink Floyd gibi buyuk isimlerin plaklarini dinlerken televizyonu sesini kisip izlemek (arada da kanal degistirirler) gibi bir "oyun"lari vardir.

Bu bir beyin egzersizidir. O 55-60 set kanaldan goruntuler adeta beynimizi bir cesit yolculuga cikarir. Simdi birincisi klasik olarak sarki sozleri televizyondaki tiplerin agizlarina uyar, guler ve sicarlar ama kanal degistirdikce karsimiza cikan kanallar onemlidir bu beyin egzersizi icin. Yeni yuz gerdirme teknikleri anlatan doktorlar mi istersiniz, su altinda ates yakan Sponge Bob mi istersiniz, Isa icin gozlerini kapatip televizyona sarki soyleyen insanlar mi istersiniz, programina porno yildizlari cagirip siyah Sharpielerle (hastasiyim Sharpie kalemlerin) vucutlarinin "bozuk" bolumlerini daire icine alan tipler mi istersiniz, Amerikalilarin yeni uyusturucusu olma sanina yakistirilan binbir cesit realite gosteri programlari mi istersiniz hepsi gozunuzun onunde suzulur. Sizi apayri dunyalara goturur. Sizin de arada akliniza Samanyolu Televizyonu, Dream TV falan gelir.

Bir an ben ne yapiyorum burada diye sorarsiniz ama sonra zaten oturdugunuz koltugun sizi icine cektigini hissedip sarki sozlerini televizyondaki bu garip insanlarin agizlarina veya kafa hareketlerine uydurursunuz.

Zaman olduruyorsunuzdur. Ama umrunuzda degildir. Daha sonra olacaktir. Aman yani dikkat etmek lazim. Sonra soracaklar size ne yapiyorsun ne ediyorsun diye. "Hiiic" cevabi yeterliligini yitirecek.

Zaten Sebnem Ferah'in cocukluguna bir bilet istemesinin tek nedeni de bu oyunu oynayip da kendini suclu hissetmemek istemesidir. Oyle tek kisilik bilet ("teeek kisi-LIK olsun" bolumu) falan istiyor; yalan o. Kim yalniz yasamak ister ki? Hele cocukken. Arkadaslarimizin yanimizda olmasi lazim. Kumdan kaleler yapmali parkin altindaki islak kumlari kazmaliyiz.

Allah hepimize akil, fikir ve motivasyon versin.

Salı, Ocak 24, 2006

5 cayi.

Farkli bir boyut var dunyamizda. Dusuncelerimiz ve birikintilerimizin sekillendirdigi bir ikinci fiziksel boyut. Tabii artik fiziksellikten cikiyor. O kadar benziyor ki gorebilecegimiz bir seylere neredeyse anlatabiliyoruz neye benzedigini bu boyutun. Hep dilimizin ucunda oluyor, hep son anda kavrayamiyoruz tam olarak neye benzedigini.

Bu neredeyse somut olduguna inandigimiz soyut dunyayi filme yansitmaya calisanlar da olmustur eminim. Rastgelirsem paylasirim.


Cok unlu bir sahne vardir jean luc godard'in Band of Outsiders'indan (Bande à part). Filmin uc ana karakteri dans ederken hikayeyi anlatan insan bize sirayla karakterlerin ne dusundugunu ve ne hissettigini soyluyor. Tabii burada her seyden onemli olan bunun nasil yapildigi. Duygular anlatilirken muzigin kesilmesi ama dans eden karakterlerin ayak seslerinin duyulmasi bir dehaliktir. Opulesi bir harekettir.

Bu ve godard'in diger filmlerinde dikkat edilmesi gereken ozelliklerden biri arkadasimizin hikayeyi anlatirken sinemanin guzelliklerini, yeniliklerini ve kendine has tekniklerini kullanarak yarattigi yeni atmosferdir. Godard ve yeni akim sinemacilarin hep tembihledigi gibi sinemanin sinemayi diger sanat cesitlerinden ayiran ozellikleri filmlerde her zaman kullanilmalidir. Bir C Blok filmiyle (Zeki Demirkubuz) bir Organize Isler (Yilmaz Erdogan) filminin arasindaki fark buradadir.

Sinemanin amaci tiyatroyu taklit etmek degildir. Bence tiyatro tiyatroda izlenmelidir. Sinema yeni bir sanat dalidir, meyvelerini henuz verememistir. Yeni seyler denemek, onu gelistirmek (veya yerinde saydirmak) bizim elimizdedir.

Eglence amaciyla yapilan filmlerle hicbir sorunum yoktur ama fark etmek lazim ki sinema kendi ayri bir sanattir ve bu sanatla gercekten ilgilenenlerin, yeni seyler deneyenlerin (bknz.: http://en.wikipedia.org/wiki/Experimental_film), deneysel film cekenlerin aklinda belirli seyler vardir. Maksat montaj teknikleri kesfetmek, degisik bir gerceklik kazandiracak goruntu veya anlatim teknikleri kesfetmek, veya yazinin basinda bahsettigim ikinci bir boyutu sirf sinemaya has bir sekilde aktarmak olabilir. Sinemaya has seyler ortaya cikarmaktir.

Sinema ilk ortaya ciktiginda ondan para kazanilabilecegine bile inanilmiyordu. Onu gelistirmek, onu gelistirmeye calisanlari anlamaya calismak her sinemaseverin sorumlulugu.

Sinema ne fotograftir ne de tiyatrodur. Ikisinin karisimi hic degildir. Sinema izleyicileri de (ve bazi yapimcilari da) Isa yasarken pesinden kosup onun kim oldugunu hicbir zaman anlayamayan takipcileri gibiler. Etkileyici gucunu gormelerine ragmen varliginin asil hazinesinin farkinda degiller.