biraz geç kaldınız beyefendi.
ben hiç gitmedim kadıköy'deki yoğurtçu parkına. hep gideceğim dedim; bir kişiye söz verdim. hiç gitmedim. öyle geyiği var, anısı var ve dolmuşla yanından geçişim var. ağabeyimi, birkaç arkadaşımı, birkaç anımı ve en son da taksim'deki yoğurtçu iş hanını ve yoğurt teknolojileri şirketini hatırlatır. bir de amerika'da satılan yoğurtlar öyle tuzsuz öyle yağsız ki yoğurt demeye bin şahit lazım.
bilmiyorum paylaşacak mıyım ya da okuyanla mı kendimle mi paylaşacağım veya kendime mi başkalarına mı yazıyorum. ama önemli de değil. hem araştırmalara göre günlük veya benzeri bir şey yazmak bir çeşit sosyal çevre desteği olarak görülebilirmiş. bu da tabii depresyonla beraber stresi azaltıyormuş. tabii direkt bir bağlantı yok ama bir düz orantı söz konusu ikisi arasında.
bir de son olarak ilkan'dan özür diliyorum böyle hazır "blog"lardan kullandığım için ve kendi tasarımımı yapıp kendi sitemi açmadığım için. ilk beraber yapmıştık böyle bir şeyi. ne kadar sürer demiştik. ben kestim ama o devam ediyor. ben yeniden başlıyorum ve böyle bir sitede başlamamın tek nedeni üşengeç oluşum ve bu sitenin tasarımı kadar kullanışlı bir site tasarlayamayacağım için.
ilkan'ın sitesi / yazıları / yorumları / günlüğü / vb. için tıklıyoruz.


1 Comments:
Depresyona yardimci oluyormu bilmiyorum ama yazilarin cektigin fotograflar kadar guzel.
Talking about your problems or writing them down can be classified as some sort of therapy tho..good luck with your new blog :)
Yorum Gönder
<< Home